İş Güvenliği ve İş Hukuku Uzmanı, Eğitim Danışmanı Ümit Sedat Bayram, işveren tarafından düzenlenen halı saha maçında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden çalışanın ölümünün iş kazası kabul edilmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Olayda bilirkişi tarafından işverene yüzde 60, çalışana yüzde 20 kusur verildiğini, yüzde 20 oranında ise kaçınılmazlık ilkesi uygulandığını belirten Bayram, konunun kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olduğunu söyledi.

Bayram, “Dışarıdan bakıldığında ‘Mesai saatleri dışında, arkadaşlarıyla top oynarken geçirilen kalp krizinden işverenin ne sorumluluğu olabilir?’ sorusu son derece anlaşılır. Ancak iş hukuku ve Yargıtay içtihatları açısından mesele çok daha farklı bir boyuta sahip” dedi.
“Organizasyonu işveren yaptıysa sorumluluk tartışması başlıyor”
İşveren tarafından düzenlenen sosyal etkinliklerin hukuki açıdan değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bayram, şöyle konuştu:
“Eğer halı saha maçını şirket organize ediyor, servis kaldırıyor, forma yaptırıyor veya çalışanların katılımını şirket içi sosyal etkinlik kapsamında teşvik ediyorsa, olayın iş kazası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği gündeme geliyor. İş kazası denildiğinde sadece şantiyede meydana gelen veya doğrudan işin yapılması sırasında yaşanan olayları düşünmemek gerekiyor.”
Bayram, asıl tartışılması gereken noktanın ise olayın iş kazası kabul edilmesinden ziyade işverene verilen kusur oranı olduğunu ifade etti.
“İş kazası ile kusur aynı şey değil”
Bayram, “Burada temel problem, ‘iş kazası tespiti’ ile ‘kusur sorumluluğu’ kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır” ifadelerini kullandı.
Sosyal güvenlik açısından bir olayın iş kazası kabul edilmesinin, mağdur çalışanın ve ailesinin sosyal güvenlik haklarına ulaşabilmesi açısından önem taşıdığını belirten Bayram, bunun otomatik olarak işverenin yüksek oranda kusurlu olduğu anlamına gelmemesi gerektiğini savundu.
“Bir olayın iş kazası olarak kabul edilmesi başka, işverenin kusurunun ve kusur oranının belirlenmesi başkadır” diyen Bayram, kalp krizi gibi sağlık olaylarında kişisel ve biyolojik faktörlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.
“İşveren çalışanın damarlarının tıkalı olduğunu nereden bilecek?”
Kalp krizi vakalarında çalışanın sağlık geçmişi, yaşam tarzı ve genetik özelliklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Bayram, şöyle devam etti:
“İşveren ‘Ben nereden bileyim çalışanın damarlarının tıkalı olduğunu?’ diye soruyor. Elbette işverenin çalışanının tüm kişisel sağlık durumunu bilmesi mümkün değil. Ancak diğer taraftan işverenin düzenlediği etkinlikte alınması gereken makul önlemler varsa bunların da değerlendirilmesi gerekir. Sağlık durumu, yapılan iş veya sportif faaliyetin niteliği, işyeri koşulları ve alınan tedbirler bir bütün olarak ele alınmalıdır.”
Bayram, işverenin sosyal etkinlik düzenlemekten çekineceği bir sistemin de çalışma hayatı açısından sağlıklı olmayacağını dile getirdi.
“Şirketlerin çalışanlarına piknik, yemek, gezi veya sportif etkinlikler düzenlemekten tamamen vazgeçmesi, işyerindeki sosyal bağların da zayıflamasına neden olabilir. Hukuk, işverenleri sosyal hayatı tamamen ortadan kaldıracak şekilde riskten kaçınmaya itmemeli” dedi.
“Yargıtay kararı önemli bir ayrım ortaya koyuyor”
Söz konusu olayda Yargıtay’ın alt mahkeme ve bilirkişi tarafından belirlenen kusur oranlarını yeterli bulmayarak kararı bozduğunu aktaran Bayram, yeni değerlendirmede daha kapsamlı bir inceleme yapılmasının istendiğini söyledi.
Bayram, “Yargıtay; kişinin mevcut sağlık durumu, yaşam tarzı, genetik faktörleri, sigara kullanımı, işyeri koşulları ve diğer etkenlerin birlikte değerlendirilmesini istedi. Ayrıca yeni kusur raporunun kardiyolog ve A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan karma bir heyet tarafından hazırlanmasına karar verdi” ifadelerini kullandı.
“Dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım gerekiyor”
İş hukukunda amaçlanması gerekenin kaza sonrasında bir “günah keçisi” bulmak olmadığını belirten Bayram, sözlerini şöyle tamamladı:
“İş sağlığı ve güvenliği elbette taviz verilemeyecek kadar önemli. Ancak her olayda işverene, olayın bütün koşulları ortaya konulmadan ağır bir kusur yüklemek de doğru bir yaklaşım değildir. Çalışanın korunması ile işverenin hayatın olağan akışına aykırı sorumluluklarla karşı karşıya bırakılmaması arasında dengeli bir yaklaşım gerekiyor. İş sağlığı ve güvenliği kültürünü geliştirmek istiyorsak, hem çalışanı hem işvereni koruyan, somut verilere dayanan ve olayın tüm koşullarını dikkate alan bir hukuk anlayışına ihtiyacımız var.”








Yorum Yazın